Sie sind hier: Ana sayfa

Rahman ve Rahim OLan ALLAH'ın Adıyla

HİCRİ 1433 SENESİ nin İslam Alemine, İnsanlığa hayırlar getirmesini Yüce ALLAH'dan niyaz ederim.

İnşallah bu sene hal ve hareketlerimizi, tutum ve davranışlarımızı, anlayış ve anlatımlarımızı Muhammedi karakterin çercefesi içerisinde tutma mücadelesi içinde olur.

“Ben cinleri ve insanları sadece bana ibadet etsinler diye yarattım ” (Zâriyât, 56)
“Sizi boşuna yarattığımızı ve gerçekten bize döndürülmeyeceğinizi mi sandınız?” (Mü’minûn, 115)
İbadetler, Allah'ın onlara ihtiyaç duymasından dolayı değildir.
Fert ve toplum olarak, insanın kendisinin onlara ihtiyaç duymasından; fert ve toplum olarak hayatının düzene girmesi içindir.

İnşallah bu hicri sene bize bu ibadet anlayışını, kardeşlik duygusunu, hesab hassasiyetini ve ümid zevkini tattırır.

Selam ve dua ile Mustafa Öztürk




Rahman ve Rahim Olan ALLAH’ın Adıyla

Başlarkene Başlarken

İsviçre İslam Cemiyetleri Federasyonu olarak Özlemini çektiğimiz bir dergi çıkarma işini malesef henüz başaramadık. Bir aralar İHYA isminde bir dergi çıkartmıştık, derginin hazırlanışında eski daktilo ve kopya makinasi ile bu işi başarmıştık. Yazılar daktilo ile yazılır. Bir kelime yanlış yazılsa mecburen yazı yeniden yazılırdı.

Şimdi günümüzde ise bilgi sayar ile bu iş inanılmaz bir şekilde kolay yapılabiliyor. Ançak ne var ki işler kolaylaştıkca insanlar tenbelleşmeye doğru gidiyor.

Neyse;
Başlangıc ve bitiş.
Her başlangıcın bir bitişi sözkonusu olunca, bizler bunu normal karşılıyor gerekirse rahatca konuşabiliyor sebep sonuç ilişkilerini tartışabiliyoruz.

Ançak
Aynı manaya da gelebilecek Yaradılış ve ölüm kelimesi mevzu bahis edildiğinde, rahat bir konuşma ortamı oluşturamıyoruz. Halbuki gerçeğin gerçek yüzü yaradılış ve ölümdür. Muhakkak yaradılış,( bir başka ifadeyle bu dünyaya gelişin) gayesi konuşulmalıdır düşüncesini taşımalıyız. Dünyalık ihtiyaclarımızın gün geçtikce artmasıyla geçim, rahat ve lüks yaşama istek ve arzusu hayatın gayesi haline geldi. Hayatın gerçek yüzü arkaya itildi.

Hepimizin malumudur ki Her yeni bir başlangıca başlarken o başlangıcın yöntemlerini belirlemeye bir yol harıtası çizmeye çalışırız. Ne yapacağız, ne için yapacağız, nasıl yapacağız, kimlerle yapacağız. Müsbet menfi yönlerini de ele alarak bir çalışma yapar, işe öyle başlarız.

Millet olarak bizler, malesef biraz aceleci, biraz cesur davranır sonra da sıkıntı çekeriz.

Başlangıç ve Bitiş cümlesine biz; Yaradılış ve ölümle başlayacağımızı şimdiden ima edelim.

Aklımıza başka düşünceler gelmesin hayatımızın değeri, aklımızın idrakte zorlanacağı kadar önemlidir. Hayatın kullanılması veya harcanması ona yüklenilen görevlerle ilgilidir. Bizde görevlerin kaynaklarına inmeye geyret edeceğiz. Yavaş yavaş, adim adim, hak ile batılın ayrıştığı noktaya inecek, Hak ile batılı harmanlayıp biz müslümanları istismar edenlerin, istismar oyununa gelenlerin, bundan çıkar sağlayanların tavır ve hareketlerini, tutum ve davranışlarını, söylem ve eylemlerini analiz etmeye acı gerçeğin, acınacak halimize nasıl yansıdığını tarif etmeye çalışacağız. Elbette sizlerden de düşüncelerinizle, eleştirilerinizle, yorumlarınızla katkı sağlamanızı bekleyeceğiz.

Doğduğumuzda sıfır fikre düşünceye sahipken; şimdi, sana göre - bana göre, senin fikrin benim fikrim, diye bir sürü harfleri düzerek kelime salatası üretip duruyoruz.
Aslında ! işin aslına dönebilsek mesele kolaylaşacak. Anlama anını yakalayabileceğiz. Düşünce jimnastiğine giriş penceresi açıp kalalım.

Eğer imkan ve şartlar elverirse bu yazıya devam etmeye gayret edeceğim inşallah. Şimdi başlangıcda bu kadarla iktifa ediyor. Fikir düşünce ve eleştirilerinizi E – mail yoluyla da paylaşabilirsiniz.



Selam ve dua ile Mustafa Öztürk 02.09.2011 Meil adresim: reis@islam.ch o57m@hotmail.com






GENÇLERİMİZİN YOLU AÇIK AMA O GENÇLER NEREDE?

Diyorlar ki: “Eskiler kenara çekilsin!” gençlerin önünün açılması lazım.

Diyoruz ki: “Gençlerin önünün açılması lazım”, bu çok doğru. Ama eskiler de tecrübeleriyle onlara yardım etmeli.

Peki sorun nedir, neden açılamıyor?

Tabi ki her işin her mesleğin her fikrin kendine göre kaideleri (kuralları) vardır. İnsanlar birbirleriyle ilişkilerini bu kurallara göre yönlendirirler. En basit gibi görebileceğimiz ilişkilerde dahi bu böyledir. Ne var ki günlük hayatımızda bu tutumlar belirgin olarak gözükmezler.

İnsanlarla ilişkilerimizde bir insanın; ”sıcak, ılımlı, soğuk” gibi ifadelerle nitelendirilmesi, bu kaidelerin pratik hayata tatbikinde ortaya çıkar.

Denilebilir ki, gençlerin önünün açılması ile bunun ne alakası var. Her fikrin her mesleğin bir eğitim süreci vardır. Bu eğitim süreci içinde öğrenmiş olduğu tutum ve anlayış; davranış ve gayretleri ile şekillenerek, cemiyet içinde kendisi için bir alan açar ve bir değer oluşturur. Etrafında bulunduğu kişi veya toplum, o kişinin kendinde oluşturduğu davranış ahlâkı, anlayış inceliği, riyasız gayreti ve alçak gönüllüğüne bakarak ona karşı bir tutum belirlerler.

Günümüz toplumunda görüyoruz ki, en basit bir meslek için en az üç yıl eğitim verilen bir gence, o meslekle alakalı bir müddet pratik yapmadan, biraz olsun tecrübe kazanmadan herhangi bir iş teslim edilmiyor. Biz bir iş sahibi olsak o işle ilgili tecrübesi olmayan bir acemiye işimizi güvenle teslim edebilir miyiz? Diyelim ki, ettik! Bu takdirde, gözümüz kulağımız onun üzerinde olmaz mı? Olmasın mı yani!

Araba kullanmayı öğrenmek aslında buna iyi bir örnektir.

Kendi paramızla aldığımız bir arabayı (vasıtayı) kullanmak, ondan faydalanabilmek için bize bir takım kuralları öğretmeye uğraşıyorlar, adeta ezberletiyorlar, bir takım sembolleri tanımayı, onların ne manaya geldiğini eksiksiz bilmeyi şart koşuyorlar.

Takriben 1.000’e yakın soruyu ve cevabı okutuyorlar. Sık sık testler çözmeye mecbur ediliyoruz. Daha sonra da yazılı imtihana tabi tutuyorlar. Pratik direksiyon eğitimi veriyorlar, belli bir seviyeye ulaştığımızda bizi bir rehber kontrolunden daha geçirerek artık kendi başımıza bir vasıtayı rahatlıkla kullanabiliriz kanaatine vardıklarında ehliyet veriyorlar. Yine de tam serbest bırakmıyorlar bizi, üç sene bir deneme süreci daha veriyorlar.

Bu üç senelik deneme süre içinde yapacağımız hataların sayı ve seviyesine göre elimizden ehliyetimizin dahi alınabilecek sonuçları olabiliyor.

Bütün bunlara biz hem de üçret ödeyerek katlanıyoruz. Hem toplum hem de yakınlarımız tarafından da bu durum gayet normal karşılanıyor.

Neden?

Araba (vasıta) kullanmayı biz istiyoruz. Yakınlarımız istiyor. İstediğimiz için ona zaman ayırabiliyoruz. Eğitim sürecini hiç ihmal etmiyoruz.

Hem zaman, hem para, hem de kafa yoruyoruz. Çünkü araba kullanmayı çok istiyoruz. Bunun gerekli olduğuna inanıyoruz.

Başarabilirsek eğer ehliyete kavuşuyoruz.

İş; dünya ve ahiret saadeti, Yaradılış gayesine gelince araba kullanmak için ehliyete gösterdiğimiz itinadan ortada eser yok.

Dünya ve Ahiret saadetinin temel kaynağı olan Yüce dinimizin, bir ehliyet kadar değeri ve önemi yok mu?

Çocukları haftada bir iki defa mescidlere göndermekle İslam öğrenilebilir mi? Camiye bir kaç defa gelmekle, bir iki mesele öğrenmekle (duymakla) ön açılır mı?

Kaç tane Müslüman Baba Anne evladına; evladım dünya hayatının asıl gayesi ALLA’a kulluktur, ALLAH adına dünyayı idare etmektir. İnsanları ALLAH’ın (CC) adaletiyle yönetmektir. “Yeryüzünde Fitne fesad kalmayıncaya kadar mücadele etmektir”. ( Bakara süresi 193) Sen yeryüzünün en şerefli en mukaddes davasının mensubusun. Senin yaratılış gayen budur diyerek evladını yetiştirdin de, o gencin önü müslümanlar tarafından açılmadı mı?

Kaç tane müslüman eğitimci bu düşünce ile eğitim verdi de, o, eğitilmiş insan ortada kaldı. Tabi ki istisnalar, hayatlarını bu davaya verenler var, ALLAH hepsinden razı olsun, ahirete intikal edenlere rahmet, hayatta olanlara sıhhat ve afiyetler ihsan eylesin, amin.

Biraz derin ve etraflıca düşünmeliyiz. İslam adına bu kadar bölünmüşlüklerin altında nelerin yattığını artık görmeli ve anlamalıyız. İslam kardeşliğinin duygu ve sıcaklığını neden yaşayamadığımızı, niçin hissedemediğimizi, birbirimize ısınamadığımızı düşünmeliyiz. İslam hukuku dışına açıkca çıkmadığı müddetce kendimize emir tayin ettiğimiz kişilere karşı tavır ve hareketlerimizi düşünmeliyiz. ALLAH’a (CC) itaattan, Resulullah’a (s.a.v.) itaattan sonra ululemire itaat geldiğini anlamalıyız.

Günümüzdeki biz müslüman ailelerin ortak noktası nedir? Çocuklarımız namaz kılmasını öğrensin. Kötü yollara düşmesin. Arkamdan bir fatiha okumasını bilsin, düşüncesi değil mi? Müslüman bu kadar basit düşünebilir mi? Hedefi olmayan hangi dava varlığını muhafaza edebilir.

“Ben insanları ve cinleri Bana kulluk etsin diye yarattım” (zariyat süresi 56)

Yeryüzünde Fitne fesad kalmayıncaya kadar mücadele etmektir”. ( Bakara süresi 193)

Bu ayet-i celileler, biz müslümanların hayatının gayesini, temelini oluştursa, bir de ALLAH’a (CC) kul olmanın ne demek olduğunu öğrenmeye çalışsak, ortada sorun teşkil edecek hiçbir meselemiz kalmaz.

Herhangi bir meslekî eğitimde, o mesleğin öncülerini tanımak, mesleğe girişin ilk basamağını teşkil eder. Bu durum gayet normal karşılanıyor da; İslam’ı kendine dava edinenlerin, İslam davası uğruna hayatlarını adayan ve feda edenlerin, hayatları okunulmuyor, öğrenilmiyor ve incelenenip, örnek alınmıyor.

Hayatımızın gayesini teşkil eden (oluşturan) İslam davası neden bu kadar basitleştiriliyor.

Neden!

Niçin; yaradılış ve varoluş gayesini ciddi ciddi öğrenemiyor ve bunu yavrularımıza ve gençlerimize anlatamıyoruz.

Gençlerimizin içinde yetiştikleri ve eğitildikleri ortam, onların İslam’ı anlamalarına birinci derecede engel teşkil etmekle kalmıyor, aynı zamanda İslam’ı; hayat tarzlarını ve özgürlüklerini kısıtlayan kurallar olarak algılamalarına yol açıyor. Eğitimciler, anne ve babalar bu meseleyi hiç düşünürler mi acaba? Elbette düşünmeliler, düşünmeliyiz…

Öyleyse ey anne babalar ve ey gençler!

Bu fani dünyada var olma gayemizin ALLAH’a (CC) kulluk olduğunu anlamadan, bunu temel mesele olarak kabul etmeden, diğer ibadetlerimizin anlamının çok zayıf kalacağını bilmeliyiz.

Kur’an okumaktan asıl maksat, Onu anlamak ve hayatımıza tatbik etmektir. Bütün meselelerimizi ona uygun olarak çözmektir. Peygamberimizin örneğinde olduğu gibi bir dünya düzeni kurmaktır; bunu anlamaya çalışmamız lazim.

Kur’an’ın; hayatımızın bütün alanlarına hitap eden emir ve tavsiyelerinin tümünü dikkate almalıyız. Allah korusun yalnız ibadetlerle ilgili bölümünü önemsersek, Kur’an-ı Kerim’in bize şefaat yerine bizden şikâyetçi olacağını müslüman olarak düşünmek ve dikkate almak durumundayız.

İslam’a göre bir yaşam ve dünya düzeni hasretiyle…

Mustafa Öztürk


Yorum yaz

Neues Thema erstellen


ara

Allgemein